14 Kasım 2009 Cumartesi

İstanbul'da bir güzel,İstanbul kadar güzel.




Bugün babasız düştük yollara.Sabah saat 9.30 gözümü kararttım Toprak'la Beşiktaş otobüslerine bindim.Otobüsü görünce Toprak'ı pusetinden indirip otobüse bindirdim şoför amca bize orta kapıyı açtı pusetle rahat binelim diye.Hemen yolcu abilerden biri Toprak'ı tutup puseti taşımama yardım etti.Toprak otobüse biner binmez gülücükler attı lunaparkta bişeye mi bindik ne değişik ne güzel birşey bu edasıyla.Kucağımda uslu uslu oturdu.Çok kalabalık değildi de puset sorun yaratmadı.Olmadı baston yapıp kapatıcaktım.Ama artık şu baston ama hafif pusetlerden lazım bize.Etrafını seyretti inene kadar hiç sorun çıkarmadı.Yolcularla gözgöze geldi mi işveyle cevap verdi gülücüklere.İndik; inerkende bir amca yardım etti pusetimizi indirmeme.Tek başıma zorlanarak da olsa başarabilirdim tüm bunları ama gerçekten insanların bu duyarlılığı çok mutlu etti beni.Kendimi daha bir güvende hissettim.Beni Toprak'la inmeye çıkmaya çalışırken gören koştu tereddüt etmeden.Beşiktaş sahilinde parka gittik.Yol boyu gördüğü tüm parkları parmağıyla gösterip paaaayk paaaayk diye bağıran Toprak bu işe çok sevindi.Önce salıncaka bindi ardından kaydıraklara.Sonra sahile doğru yürüyüp balık tutan amcalara baktık.Denize baktık.Balıkların yanında dolanan kedilere kediiii kediii diye bağırdı Toprak.Ardından simitçi amcanın yanında durup simitleri gösterip siiii dedi siii aldık susamlı susamlı yedik.Simitçi amca bizimle biraz sohbet etti.Çocuğum olduğundan beri epey sosyalleştim.Eskiden simitçilerle,biletçilerle,bakkalcı amcalarla,yanımda yolculuk yapanlarla hatta sokaktaki insanlarla tek diyalogum göz teması kurmaktı o da her zaman değil.Şimdi herkes akranım.Toprak'ı gören diyalog kuruyor bende zorlanmadan sohbete giriveriyorum.Teşekkür ederim oğlum kazandırdıkların için.Simitimizle durmadan bize göz kırpıp cilve yapan vapura bindik.Dayanamadık bu davete.Orda da insanlar bize yardım etmeye gülümsemeye devam etti.Öce dışarda deniz havası aldık.Denizi seyrettik.Toprak dönüp dönüp bana baktı bu ne değişik bir şey diye.Sonra içerde oturduk üşütmesinden korkarak.Üsküdar da biraz turladık derken babamız aradı.Bulunduğumuz noktaya oldukça şaşırdı.Nasıl gittiniz napıyosunuz diye.Sanırım hoşuna gitti ses tonundan bu sonuca vardım.Ama daha fazla bizden uzak olmak istemediği için Beşiktaşa geçin gelip sizi alayım dedi.Beşiktaşta bizi tekrar karşısında gören simitçide ooo deniz havası alıp gezip geldiniz mi dedi gülümsedik.Babamızın arabasına doğru giderken el salladık.Babamız bizi eve getirdi.Uyku vakti yaklaşan Toprak aldığı deniz havasının etkisiyle yatağına bırakır bırakmaz hemencecik uyuyuverdi.O uyurken biz bile uyuduk.

Seviyorum seni İstanbul.Otobüslerini, parklarını, balıkçılarını, vapurlarını, simitçilerini, insanlarını ,denizini, yazdan kalma günlerini...

Biz birbirine hiç benzemeyen ama birbirini çok sevip çok iyi anlaşan ana oğul güzel bir gün ve hoş deneyimler yaşadık.

07 Kasım 2009 Cumartesi

18-24 aylık :Diz Yüksekliğinde bir Neandertal



Toprak henüz 1yaşında değilken elime geçmiş bir kitap vardı.yazarın ismi Dr.Harvey Karp.Başarılı bir çocuk yetiştirmenin yolları.İsmini oldukça itici bulmuştum.Satış kaygısı taşıyor gibi.Fakat zevkle ve çabuk okunan bir kitap.Erken çocukluk dönemini 4evreye ayırmış.
Tatlı,Şempanza-çocuk(12-18 ay)
Diz yüksekliğinde bir neandertal (18-24 ay)
Akıllı Mağara Adamı(24-36 ay)
Yetenekli Köylü(36-48 ay)

Geçenlerde elime alıp bir çırpıda 18-24 ay arasını okudum.Son zamanlarda Toprak'ın huysuzluklarından öyle bunalmış,öyle çaresiz hissediyordum kendimi ayrıca sanırım Toprak çok yaramaz bir çocuk diye düşünmeye başlamıştım ki bu bölümü okuyunca biraz rahatladım.O yüzden buraya da yazmaya karar verdim.

- Bu dönem çocuğumuz iki milyon yıl önce yaşamış bir Neandertal ile aynı seviyede.
- Bir yaşındaki çocuklarla karşılaştırıldığında;18 aylık çocuklar daha canlı,daha komik ve daha meraklı.Buna karşılık;talepleri artar,daha sert,daha benmerkezci.
- Bu altı ay,"Ben" "Benim" ve "hayır"ı en çok duyacağınız bir dönemdir.
- İnce hareket Yetenekleri gittikçe gelişiyor.Aylar geçtikçe çocuğunuzun bileklerinin rahatlamaya başladığını göreceksiniz.Bileklerini dolu bir kaşığı ağzına götürecek şekilde döndürüyor.Düz çizgiler yerine yuvarlak karalamalar ortaya çıkmaya başlamış olmalı.
- Çocuğunuz 18 aylık olduğunda on,yirmi hatta elli sözcük biliyor olabilir;iki yaşına geldiğinde bu sayı çok daha artacaktır.Üstelik ona söylediğiniz iki yüz kadar sözcüğü de çok rahat anlayacaktır.Sözcüklerin sizi bileğinden tutup mutfağa sürüklemekten çok daha kolay bir yöntem olduğunu keşfeder.Yinede kısaltmalar kullanır.Babanın arabasını gördüğünde baba diyecektir.
- Fikirleri sabittir.İki yaşına geldiklerinde artık ne giyecekleri,ne yiyecekleri ve yapacaklarıyla ilgili oldukça sabit görüşleri vardır.Bu yaştaki çocuğun canını sıkarsanız,yorulursa yada ne yapacağından emin olmazsa her an patlayabilir.Sizin hayır demeniz kor bir levhaya su dökmenizden farksızdır.Bazen öyle olur ki istediğinizi verdiğinizde bile bunu redderler.Bu döneme hazırlıklı olun,beklentilerinizi azaltın ve kendinize fazla yüklenmeyin.Sabırsızdır,bir saniye demeniz seneye görüşürüz demenizden farksızdır.
- Dur düğmesi olmayan makineler gibiler.Sinirlenir ve nasıl sakinleşiceklerini bilemezler.
- Kısacık dikkat aralığı.Bazıları ilginçbir oyuncakla on beş dakika kadar oynayabilir,ama çoğu çok çabuk sıkılır.
- Düzen alışkanlığı:uygarlığa doğru bir adım.Çocuğunuz ikinci yaşına doğru eşyaları düzenlemeye başlar.Halka geçirmeli oyuncaklarında halkaları gelişi güzel değil boy sırasına göre dizecektir.Oyuncaklarını gruplara ayıracaktır.Sizleri taklit ederek temizlik yapmanıza yardımcı olmak isteyecektir.

Neandertal ebeveynliğin en zor zamanlarından biridir.Ama sabredin!Tüm bu çabalar sevgi ve saygının tohumları olacaktır.Zorluklar meyvesini vermek üzere.

05 Kasım 2009 Perşembe

Her insanın bir tarzı var mıdır?


Toprak Anadan Toprak Anaya mim gelmiş.Hemen cevaplayalım öyleyse.

1.Dolabını açtığında hangi renkler daha fazla?

Öyle belli bir renk takıntım yok sanırım.ara ara bazı renkleri tercih ettiğim oluyor tabi.Bir dönem griye gidiyordu elim yazında hep sarı aradım.Ama mutlak beyaz ve siyahım olur dolabımda.Olmazsa olmaz iki rengim.

2.Alışverişe gittiğinde hangi mağazaya uğramazsan olmaz?

En çok mudo.Birşey alıcaksam Mudoya mutlaka giderim ve mutlaka alırım.Tarzım orası.

3.Kendini rahat hissettiğin giyim tarzı?

Kesinlikle spor.Giy kotu giy tişörtü ohh rahatlık budur giyimimde.Altına spor ayakkabı sırtımda spor bi çanta.Ama yinede arada şık giyindiğimde de kendimi güzel ve iyi hissetmiyor değilim.Etek giymeyi de seviyorum kesinlikle.İşyerinde gömlek,pantalon tercihim.

4.Kesinlikle seksi diyebileceğin şeyler?

Parizyen çorapla giyilmiş kısa etek.Seksilik birazda kişilikte yatar.Bir insan seksiyse askılı bi tişört bile seksi durabilir.

5.Asla giymem dediğin kıyafetler?

Aklıma bitek vatkalar geliyor :)))

6.Fiyatları gereği ulaşılması zor yabancı markalardan en beğendiğin?

Öyle markaların isimlerini bile bilmem ki.Arada duyuyorum ya da okuyorum dergilerde filan ama üstünde durmuyorum bile.Cristian bilmem ne,şu jakops..O tür mağazalara da girmişliğim pek yok.

7.Kitap, film, spor" hangisini diğerlerinden daha çok yapıyorsun?

Film daha çok tabi ama mutlaka okuduğum bi kitap olur elimin altında.Hergün okumasamda buaralar okuduğum bikitap yok gibi bir durumumum hiç olmaz.Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda kitap okumak hep iyi gelir bana.Spor malesef yok hayatımda.Keşke olsa.

9.Dışarıdayken yemek yemeği en çok tercih ettiğin yerler?

Makarnacılar.Mantar soslu kremalı soslarla hazırlanmış olucak.Balıkçılar.Yanında bol salata rakı ya da bira.canım çekti şimdi. :)Bambiyi kızılkayaları tercih ettiğim çoktur. Eskiden fast footçularıda severdim.Şimdi direk es geçiyorum.Öğhh geldi sanırım.Tabi artık Toprakla nerde rahat edebilirizi de düşünüyoruz en çok. :)))

Ben kimi mimleseeem...Uzun zamandır sesi çıkmayan Birben'i,Anne işte'yi,İkizlerin annesi Dilek'i mimliyorum... :)

31 Ekim 2009 Cumartesi

Sualtı Dünyasında Doğum Günü






Kuzey Tan'ın babasının doğum günü bugün.Annesi babası için güzel bişeyler düşünmüş ve bugüne bizi davet etmiş,teşekkür ederiz.Sürpriz olsun diye babaya ikea'ya kahvaltıya gidelim dendi.Ordan dev akvaryum Turkuazoo'ya gidilicek,hatta hediye olarak baba köpek balıklarıyla dalış yapıcak.Babanın bu plandan haberi yok.Anneyle babanın izmirden arkadaşı da bizimle.İkea'da buluşuldu.Çocuklarla nasıl kahvaltı yapılırsa öyle yaptık.Zaten kahvaltı bahane beraber olmak şahane :)



Kuzey Tan'ımız uslu bir şekilde kahvaltı ediyor.



Toprak Bey'imiz her zamanki gibi yerinde durmuyor oyun alanına bir giriyor bir çıkıyor.Kahvaltı etmiyor.Babayla anneyi yoruyor.Ama en çok anneyi(babaya sitem)





Birara birikte oyun alanında gözüküyorlar.Kuzey tan yine uslu etrafına bakıp çözmeye çalışıyor.Ara ara direksiyonu tutup dırınnn dırıııınnn sesleri çıkarıyor.Toprak yerlerde bir oraya bir buraya saldırıyor.İmdaaat.

Kahvaltı sırasında anne babaya sürprizi açıkladı onun için toplandığımızı anlayan baba mutlu oldu.Ardından Dev Akvaryuma geçildi.Gerçekten güzel bir akvaryum hem çocuklar hem biz anne babalar için çok keyifliydi.Dalışlar henüz başlamadığı için dalış aktivitesi gerçekleştirilemedi.Balıklar ve diğer deniz canlıları hallerinden memnun muydu bilmiyorum ama biz çok memnun kaldık.Çocukların uyku saatinde aktivitemiz bitmişti evlere dağıldık.Şimdi hem Toprak hem babası uyuyorken ben blogda bu güzel günü hemen kaydettim.Tekrar doğum günün kutlu olsun,nice yıllara umarım tüm doğum günlerin böyle renkli geçer.

29 Ekim 2009 Perşembe

Cumhuriyet Kadınları


SEN oradasın...
Kimi zaman durakta görürüm seni. Fabrikada, atölyede, tezgâhta, bilgisayar başında, okulda, masanın arkasında, çarşıdapazarda, yaşamın orasında ya da burasında... O dimdik-mağrur duruşunun sana ne kadar çok yakıştığını
düşünürüm.
Son zamanlarda gözlerinde endişe ve hüzün var...
Anaçlığın sana verdiği kaçınılmaz duygudur o; aydınlık güzel günler tehlikeye girdiğinde, ufukları kara bulutlar sardığında, medeniyete giden pırıltılı yollar
kapandığında, anaçtır, önce kadınların canı yanar...

Olsun...
Sen oradasın ya...
Çocuklar okul dönüşü ekmek arasına peynir-domatesi severler, en çok da senin elinden...
Onlara söyle:
Bugün Cumhuriyet Bayramı...
Korkmadan kutlasınlar...
Onlara Mustafa Kemal‘i hatırlat... Bu cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, bir gece
meşalelerini yakıp yola çıkan bir avuç yürekli-yiğit insanın aydınlığa doğru büyük yürüyüşünü, bu ülkenin nasıl var olduğunu...
Ve bugünleri; ihaneti anlat...

Ben, cumhuriyet kadınlarının yobazlığa ilkelliğe- karanlığa asla yenilmeyeceklerine inanırım her zaman...
Onları orada-burada gördüğümde yüzüm güler...
Kendimi yüreğiyle o kadınlardan birine bağlı erkek, aynı zamanda başı okşanmayı bekleyen bir çocuk gibi hissederim. Bu duygu bana, “Asıl olan; kadınlar yenilmedikçe savaşın kaybedilmeyeceğini” söyler.
Bugünler zor günler...
Cumhuriyetimize kasteden bir karşı devrimin tam ortasındayız...
Ve bugün hüzünlü bir
Cumhuriyet Bayramı...
Olsun...
Sen oradasın ya...
Başın dimdik, gözlerinde cumhuriyet kadınının çağdaşlıkaydınlık sevdası var...
Söyleyeceğim herkese; sen oldukça korkmasınlar...


Bekir Coşkun

Eline sağlık Bekir Coşkun... Bu yazı bloguma bugün çok yakıştı.
 
Sayac Ekle